Bence milat The Simpsons'larla başladı ve devam etti çılgınlık daha niceleriyle . Muhteşem üç boyutlu pixar animasyonları da gerekli değildi , Disney'in didaktik ,epik hal ve tavrı da , çok çok detaylı büyüleyici animasyon özellikleri de ..... Benim dilimden konuşan ancak insan olmayan adamcıklar , yaratıklar yaratmak , ve onlara bizlerin bile ağzımıza almaya cesaret edemediğimiz mevzuları ağız ishali misali konuşturabilmek ne büyük sanattır ... Bizim inanılmaz yetenekli animasyoncularımız var bu ülkede . Eskişehir üniversitesi belli bir döneme kadar tek üniversiteydi animasyon eğitimi veren . Şu an bilimum özel okul bu işe baş koymuştur , bilemiyorum ,ancak eskişehir üniversitesinden can dostlarımın yaptıkları inanılmaz işleri ve hakettikleri noktalara gelemediklerini biliyorum , bu da bana en iyi yaptığım şeyi , sövme hakkını ziyadesiyle verir . Family Guy izliyorum , kırılıyorum (tabiki gülmekten kırılıyorum ) , Sünger Bob'u izliyorum , mest oluyorum , Simponslar'ı saymayacağım , Homer'la evli gibiyim , Mongrels'ı izliyorum aynı şekilde(ki o bir animasyon değil , kukla dizisi .... Bir tane de biz yapalım . ... Birileri de mezun olduktan sonra yabancı şirketleri kovalayan onca yetenekli sanatçılarımıza bir zahemt kafa yorup bir takım sektörler yaratıp ödenekler ayırsınlar . Arçelik ya da abuk sabuk doğu aksanı konuşan tavuk , eşek animasyonlarıyla harcıyorsunuz elinizin altındaki nimetleri , sonra neden efendim beyin göçü , yetenek göçü yaşanıyor bu memlekette? ... TRT'nin didaktik ve yapmacık yapısından kurtulmadıkça Türkiye animasyonculuğu , animasyon bu ülkede , alışveriş merkezlerinde dans eden palyalçoların icraatı olan "animatörlük"le karıştırılmaya devam edilecektir. Dizilerde , çizgi dizilerde söylem özgürlüğü tartışılamazken , canım abim Bahadır Baruter ve nice karikatüristlerimiz üç kelime çizmeden önce kendilerine doğru yıkılacak olan dağları gözönüne almak zorunda kalıyorlar . Bu ne acı birşeydir . Birilerinin bunu çizemez , bunu yazamazsın diyebilmeleri ne akıl almazdır ama bunu diyenler ne akla hizmetse üsküdar ve benzeri güzide semtlerimizde Darwin evrim teorisi düşmanı broşürler dağıtmakta , garibim minnacık Şirinler'e bile "-Şirin baba nerede?
-cuma'ya gitti evladım ...." dedirtebilmektelerdir . Kimse bana gavur özentisi demesin . rahat rahat konuşabilen ,alay edebilen , karşı gelebilen herşeye ,herkese saygım sonsuz . "ay şunu desem ne olur acaba "diye diye sustuk , pıstık kaldık . Sıkıldım aynı zırvalardan söylenmekten ! Beceriksizler....Bin tane beyin var elinizin altında , dünyanın başı döner , öncelikleriniz arap emirliklerine hangi mutaasıp diziyi ,kara kaşlı hatunu , sarışın anadolu erkeğini kakalasak? öh....
http://www.dizi-izle.com/family-guy-10-sezon-2-bolum-izle
Aptal Kutusu ve Getirileri
Manipülasyon Kaçınılmazsa ... Kumanda isyanlardaysa .... Elektrik kesilmiyor, Ekran kararmıyorsa.....
9 Aralık 2011 Cuma
8 Aralık 2011 Perşembe
Qu'est Que C'est?
" Televizyon sözcüğü, Yunanca uzak anlamındaki tele ve Latince gör- anlamındaki visio sözcüklerinden, 20. yüzyıl başlarında türetilmiş ve uzaktan görmek anlamına gelir. Sonradan Türk Dil Kurumu tarafından televizyon sözcüğüne karşılık olarak göreç sözcüğü türetilmiştir. Daha sonraları izleç, uzakgör ve bakaç kelimeleri de televizyon yerine önerilmiştir ama Türk Dil Kurumu'nun türettiği bu kelimeler fazla benimsenmemiştir. Türk Dili dergisinde Kırgız Türkçesinde televizyon anlamında kullanılan сыналгы /sınalgı/ sözünün Türkiye Türkçesinde kullanılması da gündeme getirilmiştir.
Televizyon 1923 yılında, John Logie Baird tarafından İngiltere'nin Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir. Baird'in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi - Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi.
1930'ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Örneğin 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları Almanya'da evlerdeki televizyonlardan izlendi.
WİKİPEDİA'DAN alınmıştır .
Televizyon 1923 yılında, John Logie Baird tarafından İngiltere'nin Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir. Baird'in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi - Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi.
1930'ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Örneğin 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları Almanya'da evlerdeki televizyonlardan izlendi.
Renkli televizyonlar [değiştir]
1940'larda renkli televizyon çalışmaları hız kazandı. 1950'lerde ABD'de ilk renkli televizyon satışa çıktı, ancak renkli televizyon ABD'de 1960'larda geniş kitlelerce kullanılmaya başlandı.Türkiye'de Televizyonculuk [değiştir]
Türkiye'de ilk olarak 1953 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından bölgesel olarak ve haftada birkaç saat deneme yayınları başlatıldı. Zaman içinde gelişen televizyon altyapısı TRT'nin İstanbul stüdyoları ve vericisi kurulana kadar TRT'ye de hizmet vermiştir. Ancak TRT Kanunu ile ülkemizde radyo ve TV yayın tekelinin TRT Kurumuna verilmesi üzerine haftada bir yapılan İTÜ-TV yayınlarına son verildi. 1968 yılında TRT siyah beyaz olarak sürekli yayına başladı. Başta tek kanalken sonradan TRT1, TRT2... gibi çeşitli TRT kanalları oluşturuldu. Renkli televizyona geçiş 1980'lerde kısmen gerçekleşti. 1990'lı yılların başında özel televizyon kanalları yayına başladı.Sosyal etkisi
Sayısal yayınların başlamasına kadar televizyon izleyicisi sadece alıcı durumunda idi. Sayısal yayınlar sayesinde kullanıcının etkileşime geçmesi süreci başladı. İzleyicilerin sürekli alıcı olması, televizyonun kolay ulaşılabilir bir "kaynak" olması, kullanılan etkili görsel ve işitsel öğelerle etkisinin yüksek olması, birçok aydının televizyona soğuk bakmasına neden oldu. Günümüzde televizyon yayıncılığının ilk amacı, reklam ve ticaret üzerine kuruludur. Ancak toplumda psikolojik etkisi de oluşmuş ve televizyon bağımlılığı olarak tabir edilen bir rahatsızlık ortaya çıkmıştır. "WİKİPEDİA'DAN alınmıştır .
Eskiler , Eksikler
Obsesif bir şekilde konum televizyon ve televizyonun kimi zaman verebildiği rahatlık . Yaşamadığımız hayatlara kısa süreli giriş çıkışlar yapabilme fırsatı . Gidemediğimiz yerlerin kokularını alabilmek , edemediğimiz sohbetlere dahilmişiz gibi hissetmek , dinleyemediğimiz şarkıları dinleyebilmek , sevdiğimiz bir insanı yansıtan bir oyuncu sayesinde, o sevdiğimiz insanlaymışız gibi olabilmek....
Babamın yaklaşık dokuz yaşımdan beri yanımda olamamış olmasıdır sanırım beni Süper Baba'ya en çok bağlamış olan . Efsanevi çengelköy masalı . Çin gibi bir ülkeden Ankara gibi saçma sapan bir şehre gelmiş bir çocuk için fazlasıyla masalsı , martılarla simitlerin havalarda uçuştuğu , deniz sesinin ,takaların ,yan flütle bir arada anımsandığı , baba sözünün ve inci gibi gizli gizli dökülen baba gözyaşlarının anlamlı ve değerli olabildiği son diziydi sanırım Süper Baba bu ülke için . Seksenlilerin ,hayalperest büyüme süreçlerine şahane bir destek teşkil etmiştir. Koca çınar altında açılan takı tezgahları ,sahafları ,eski kuzguncuk evleri .... Annelerimizin eskimiş diye giydirmedikleri ikinci el deri ceketlere , yıpranmış ispanyol paçalara olan aşkımızı depreştirmiş de depreştirmiştir...Pagan bir babanın her derdine deva ararken mum yakışlarını hatırlarım en çok da . Bugünlerde ihtyacımız olan şeydir PAGAN BABALAR :) Yaşları "deli akan kan" dönemine eriştiği anda isyan eden normal evlatlar vardı , böyle villa çocuklarıyla felan saçmalamıyorlardı . Yaşanabilinecek hayatlar yaşıyorlardı. Minik oyunların adı da entrika değildi , kavga edenler hakiki sebeplerle hakiki ilişkiler içerisinde kavga ederlerdi . Bu böyle gider , bulsam da bir daha izlesem hepsini keşke ..hatta yayınlasalar da doksan doğumlu canlar da tadına baksa keşke .
Bir de Şaşıfelek Çıkmazı vardı , nefisti ...çok kadınsal , çok dişiydi .... Derya Hanım'a ağladığımı hatırlıyorum geçen sene , ekranda elinde kadehiyle , mütevazı bir sofrada içten içten gülüşen son kadınlar olduklarını söylemekte ve kederden bunu bayılana kadar tekrar etmekteydim . Hatırlayabildiğim en içten kadınlar , adamlar , çocuklar o dönemlere ait . Aslında Süper Baba'dan sonra televizyon izlemeyi bıraktım ,yıllarca ama bu tatta sayabileceğim bir iki tane daha masal hatırlıyorum .
İçime sindiremiyorum. Bu dönem televizyonunu içime sindiremiyorum ! İnsan çeşitliliğini yasaklayan ,aynı malzemeler üzerinden dönen ,şimdiki çocuklara hiç bir hayal aşılamayan , mütevazılıktan bu kadar uzak bir yığınla başetmek benim işim değil ama her allahın günü 3'er saat uyuşturuluyor kıyı ,köşe,mahalleler , semtler , şehirler ,bu canım ülke ....Dünya devrime koşarken sokaklarda bayık keman sesleri,ve kimin kimi ne zaman boşayıp ne zaman döveceği ,söveceği,öpeceği merak konusu .
Baba bir masal anlat bana yahu .... içinde kurt da olmasın ,kuzu da .... biraz odam koksun , biraz ıhlamur ....peşimde de kötü adamlar , fönlü makyajlı kadınlar olmasın !
Babamın yaklaşık dokuz yaşımdan beri yanımda olamamış olmasıdır sanırım beni Süper Baba'ya en çok bağlamış olan . Efsanevi çengelköy masalı . Çin gibi bir ülkeden Ankara gibi saçma sapan bir şehre gelmiş bir çocuk için fazlasıyla masalsı , martılarla simitlerin havalarda uçuştuğu , deniz sesinin ,takaların ,yan flütle bir arada anımsandığı , baba sözünün ve inci gibi gizli gizli dökülen baba gözyaşlarının anlamlı ve değerli olabildiği son diziydi sanırım Süper Baba bu ülke için . Seksenlilerin ,hayalperest büyüme süreçlerine şahane bir destek teşkil etmiştir. Koca çınar altında açılan takı tezgahları ,sahafları ,eski kuzguncuk evleri .... Annelerimizin eskimiş diye giydirmedikleri ikinci el deri ceketlere , yıpranmış ispanyol paçalara olan aşkımızı depreştirmiş de depreştirmiştir...Pagan bir babanın her derdine deva ararken mum yakışlarını hatırlarım en çok da . Bugünlerde ihtyacımız olan şeydir PAGAN BABALAR :) Yaşları "deli akan kan" dönemine eriştiği anda isyan eden normal evlatlar vardı , böyle villa çocuklarıyla felan saçmalamıyorlardı . Yaşanabilinecek hayatlar yaşıyorlardı. Minik oyunların adı da entrika değildi , kavga edenler hakiki sebeplerle hakiki ilişkiler içerisinde kavga ederlerdi . Bu böyle gider , bulsam da bir daha izlesem hepsini keşke ..hatta yayınlasalar da doksan doğumlu canlar da tadına baksa keşke .
Bir de Şaşıfelek Çıkmazı vardı , nefisti ...çok kadınsal , çok dişiydi .... Derya Hanım'a ağladığımı hatırlıyorum geçen sene , ekranda elinde kadehiyle , mütevazı bir sofrada içten içten gülüşen son kadınlar olduklarını söylemekte ve kederden bunu bayılana kadar tekrar etmekteydim . Hatırlayabildiğim en içten kadınlar , adamlar , çocuklar o dönemlere ait . Aslında Süper Baba'dan sonra televizyon izlemeyi bıraktım ,yıllarca ama bu tatta sayabileceğim bir iki tane daha masal hatırlıyorum .
İçime sindiremiyorum. Bu dönem televizyonunu içime sindiremiyorum ! İnsan çeşitliliğini yasaklayan ,aynı malzemeler üzerinden dönen ,şimdiki çocuklara hiç bir hayal aşılamayan , mütevazılıktan bu kadar uzak bir yığınla başetmek benim işim değil ama her allahın günü 3'er saat uyuşturuluyor kıyı ,köşe,mahalleler , semtler , şehirler ,bu canım ülke ....Dünya devrime koşarken sokaklarda bayık keman sesleri,ve kimin kimi ne zaman boşayıp ne zaman döveceği ,söveceği,öpeceği merak konusu .
Baba bir masal anlat bana yahu .... içinde kurt da olmasın ,kuzu da .... biraz odam koksun , biraz ıhlamur ....peşimde de kötü adamlar , fönlü makyajlı kadınlar olmasın !
İzletilenler

Beni çileden çıkartan bir duruma el koyamayacağımı bile bile konuşacağım sanırım çünkü izlediklerim artık karın ağrısından ziyade mide bulantısı vermeye başladı .
Diziler , programlar .... Nedir bu görsel hengameler , kimlere hitabederler ? Ne amaçla varoldukları tartışılmayacak kadar açık ancak kimlere yöneltilmekteler , işte orası artık birilerinin tekelinde olmamalı . Önümde iki değişik toplumsal vicdan mevcut . Daha ziyade toplumsal yayın organlarını amaçları doğrultularında ikiye böldüm .
En saygı duyduğum zihinlerin bile yurdum sınırları içerisinde haftanın belli gecelerini ayırıp , evlerine kapanıp izlediklerini çok iyi bildiğim bir takım diziler var nicedir bu memlekette . İnsanlar planlarını programlarını bu diziler çerçevesinde şekillendirmekle kalmayıp adeta , varolmayan ve varolmaması gereken kimi karakterleri hayata kazandırıyorlar anladığım kadarıyla .Varolmaması gereken derken nasıl , ne şekilde , ne üslupta varetseler bu manipülasyona son derece açık topluma daha hayırlı bir iş sunarlar demek istiyorum . Karizmatik(?)padişahlar , mafya ağaları , babaları , artık kimin kime ne diye hitabettiği bile anlamını sapıtmış , (sosyal içeririkli romanlar olmalarına rağmen) gereksiz otoriter sünepe ama bir o kadar otoriter tuhaf baba figürleri , tecavüzcülerinin eski can arkadaşıyla mıdır nedir başta zorla evlendirilip ,akabininde canla başla o kişinin kanatları altında olmayı kabul etmiş garibim genç kız figürleri , asıp kesen ,aptal aptal öğütler veren ve dünyada varolmayan pek zeki ve haysiyetli onurlu (?)memur karakterler , ezik ve cahil anneler(ki senaristlarin şairenelikleri o yetersiz anneleri bir anda edebiyatcı yapar, ertesi gün o uzuuun nutukları çekenler yine hiçbirşey olmamış gibi yumurta haşlar , ev süpürür) , evlerini terk edemeyip zulumlere boyun eymeleriyle mükafatlandırılmayı bekleyen yine kadınlar ,yine kızlar , ........ bu böyle gider ve bana "NOLUYO LAN BURDA?!" dedirtir artık bu durum . Noluyo gerçekten ? Amaç ne ? ,Geleneksel yapımız dediler , aile yapımız dediler , böyle mi oluştu bizim çok kültürlü toplumumuz ? Ona buna şekil çizip bu tü bu da kaka diyerek mi birlik bütünlük sağlayacak bu insanlar . Hiç bir yere varmayan upuzuuuun aptal saçma diyaloglar , tuhaf ve kıllı sakallı ,ağlak bakışmalar , bir çoğu pek yetenekli oyuncularımızın rezil rüsva edildikleri bu televizyon çöplüğünde mi yaşayacak insanlar gecelerini , bir avuç çekirdek, badem , iki mandalin soy , çöpe bak ! uzun uzun bak , o baba senin baban mı ? o terkeden kız eski kız arkadaşın mı ? ah evet o oğlan da aynı senin oğlan gibi hayta , işe yaramaz .... Bir padişah var , ne harika , bin hatunu var , her birine kes sesini otur oturduğun yerde , yediğin önünde yemediğin arkanda , bak hepinize ayrı ayrı ne güzel bakıyorum der , bazı körpe zihinlerin dudakları "erkeğimdir , ne yapsa yeridir " türküsü çığırmaktan zevk almaya başlar .
Neden bir başka kanalda dünya reklam sektörünün doğuşu,bir diğeri kostümüyle , dekoruyla döneminin hakkını vermeye çalışarak kurgulanmış dönem dizileri konu edilmekteyken,hayatın içinden sıradan ,absurd hayat hikayeleri , yine bir sosyal gerçek olan uyuşturucular , alkol , ilişkiler yerine göre yayınlandıkları ülkenin insanını 4 yaşında bir çocuk yerine koymayacak şekilde çekilip yayınlanmaktayken , bir diğeri "sitcom" diye tabir edilse bile,sündürmeden ,dakikalarca oyuncuların burunlarındaki sivilcelere zooom yapmadan, yarım saat, bir saat kişiyi televizyon karşısındaki "rahatlama"amacına ulaştırabilmekteyken , bu sokaklar neden boş ve her evin penceresinden 3 saat dizi müziği yayılmakta sokaklara?
Çok seviyorum televizyon izlemeyi , çizgifilim , ingiliz ve amerikan dizileri , yabancı sinema kuşaklarını , yerli film kuşaklarını , çok nadiren yapımına izin verdikleri baba oyuncuların oynadıkları kaliteli yerli dizileri, tiyatroyu ,stan up'ı , görselliğe dair herşeyi .... Çalışmadığım zamanlarda ya da yorgun bir günün sonunda bir kadeh birşey ve televizyonun tedavisi kimi zaman günü kurtarmakta . Ancak kablolu tv ya da bu özel kutulardan v.s lerden edinemeyenler için bu ülkede üç , dört kanal var , ve ben internetten ,reklamsız özet olarak yaşattım kendime bu çileyi (ne gerek vardıysa ). Bunları düzenli olarak izlemek , eğitilmemiş bir toplumda sinir krizi etkisi yaşatabilir diye düşünüyorum . Ya saçma sapan bir fakirlik , aynı hikayede mutlaka kıçlarını paraya silen insanlarla cıvık cıvık münasebetlerde , ve her ne allahın hikmetiyse aynı mağazalara , aynı sinemalara , kafelere, parklara gitmeler , koskoca istanbulda aynı sokaklarda karşılaşmalar , bir gurur gösterileri , bir yan yan yürümeler , konuşma özürlüler .İnsanlar sosyal paylaşım ağları olmasına rağmen istedileri an izlerini kaybettirebiliyolar ...Bu kurgularda herkes aynı sokakta ,aynı eczanede karşılaşabilmekte ,ne abes .... offf içim daraldı .. ne zamandır konuk olduğum evlerde maruz kaldığım sonradan sinirlene sinirlene izlediğim bu birkaç tanesini sırf iki satır sövebileyim diye sabırla eziyet misali izlettim kendime ve işte şimdi bir adaçayı içip sakinleşme zamanı . Cümleten vatana millete sabır dilerim . o babalara ,ağalara özenip sokaklara dökülen , asıp kesmeyi kolay sanıp sokalarda ,dört duvar arasında kızlarına kadınlarına sözlü ,fiziksel terör yaşatan ama karşısına başka bir itoğlu it çıktığı anda zırlayan enik misali "abi yapma,etme"haysiyetsizliğini de göstermekten utanmayan yavrulara da elimizden gelen yardımı yapalım . onlar başka oyun görmedikleri için hayatı oyun , oyunu televizyon dizileri ,televizyon dizilerini de zaman zaman gerçek hayat sanıyorlar . Herbiri bir paşa , bir takım elbiseli , herbiri bir prenses , korunması gereken bir aciz kadın , ya da neyse işte ....
Adaçayı , şarabın kırmızısı , ve kitap ....bol bol kitap .....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




